🦣 Yoğun Bakımda Solunum Cihazına Bağlı Hasta Ne Kadar Yaşar
blXqY. Bir insan için aile üyelerinin, dostlarının, en yakınlarının sağlık sorunu yaşaması, hastanede yatması kadar zor az şey vardır şu hayatta. Hele ki bu yatış yoğun bakım ünitesinde oldu mu zorluk katlanır da üzülseniz de çok korksanız da fark ettirmemeye, uzaktan da olsa hastanıza destek olmaya, moral vermeye çalışırsınız. Dört bir yandaki sesli-ışıklı makinelerin ne işe yaradığını öğrenmeye, göstergelerdeki en ufak bir değişikliği fark etmeye çalışırsınız. Aklınızdaki sorulara cevap bulmaya; doktorların, hemşirelerin, sağlık görevlilerinin yüzlerindeki ifadelerden, kaşının kalkmasından dudağının bükülmesinden anlam çıkarmaya çalışırsınız. Dualarınızla, iyi enerjilerinizle hastanın en yakın zamanda iyileşmesi için elinizden gelmeyeni getirmeye pandemiye dönüşmesiyle yoğun bakımlar da ne yazık ki pek çoğumuzun hayatının bir gerçeği haline geldi. Özellikle pandeminin ilk dönemlerinde, henüz aşılamanın olmadığı günlerde, dünyanın dört bir yanında yoğun bakımlar doldu taştı. Hastanelerde, Covid-19 hastalarını yatıracak yatak, bağlayacak solunum cihazı bulunmaz oldu. Diğer yandan virüsün daha fazla yayılmasını önlemek için çok sıkı izolasyon önlemleri uygulandı. Hastaların yanına değil ailelerinin, sorumlu doktorlar ve hemşireler dışında hastane görevlilerinin girişine bile izin yoğun bakımda yatan hastalarda delirium gelişmesinin en önemli nedeninin hastaların sosyal açıdan izole kalması olduğunu söylüyor. Brezilya'daki bir hemşirenin delirium'a karşı aldığı 'eldivenli önlem' sosyal medyada çok 2021 başından itibaren aşılamanın yaygınlaşmasıyla Covid-19 bitmese de hastanelerde özellikle de yoğun bakımlarda tedavi ihtiyacı gözle görülür oranda azaldı. Ancak Omicron varyantının hızlı yayılışı vakaları roket hızıyla artırırken, yoğun bakımlar da bir kez daha alarm vermeye başladı. Hatta geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinden Meltem Özgenç ve Buse Özel'e konuşan uzmanlar, yoğun bakım servislerinde alarma geçildiğini, özellikle İstanbul'da birçok hastanenin yatak kapasitesini arttırmak zorunda kaldığını vurgulayarak "Aşılarınızı ihmal etmeyin" uyarısında bu karanlık senaryonun önüne geçmek elimizde. Hiç aşı olmayanların acilen ilk dozlarını olması, aşılarının üzerinden zaman geçenlerin ise hatırlatma dozlarını yaptırmasıyla yoğun bakımların dolmasına engel olabiliriz. Ancak her türlü hazırlıklı olmakta da fayda var...YOĞUN BAKIMDAKİ HASTALARIN YAKINLARI İÇİN BİR REHBERUmarız kimsenin başına gelmez ama yolunuz bir şekilde yoğun bakım ünitelerine düştüğünde yapmanız gerekenlere dair bilgi sahibi misiniz? En yakınınız yoğun bakımda yatarken, hem ona daha fazla yardımcı olmak hem de kendi zihin sağlığınızı korumak için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?ABD'de geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir kitap, bu konuda çok önemli ipuçları içeriyor. 12 yıl boyunca yoğun bakım ünitelerinde görev yapmış Dr. Lara Goitein'ın kaleme aldığı "The Guide for Families Understanding Intensive Care and How You Can Support Your Loved One" Aileler İçin Yoğun Bakım Ünitesi Rehberi Yoğun Bakımı ve Sevdiklerinize Nasıl Destek Olabileceğinizi Anlamak isimli kitap, yoğun bakım sürecinde hasta yakınlarının karşı karşıya kalacağı soru ve sorunlara basit ama kapsamlı çözümler sunuyor. Kitap özellikle ilk günlerde büyük stres ve kafa karışıklığı yaşayan refakatçiler için bir "ilk yardım rehberi" olma vaadini New Mexico eyaletinin Santa Fe şehrinde yaşayan Dr. Goitein'ın uzmanlığı akciğer hastalıkları ve kritik bakım üzerine. Kariyeri boyunca çok sayıda hasta yakınıyla tanışmış, kapsamlı gözlemler yapma şansı elde etmiş. Bunların sonucunda vardığı noktayı New York Times'a, "Eğitimli olmak ve nasıl katkı yapabileceğinizi bilmek faydalı oluyor" sözleriyle özetliyor. Kitabın amacının hem hastalar hem de hasta yakınları için mümkün olan en iyi sonuca ulaşmak olduğunu ifade eden Dr. Goitein, çoğu vakada hem hastaların hem de hasta yakınlarının uzun yoğun bakım süreçleri sonrası, travma sonrası stres bozukluğundan mustarip olduğunu da sözlerine YAKINI HASTANIN DÜNYA İLE BAĞINI OLUŞTURUYORElbette her hasta ve her hasta yakını birbirinden farklı. New York Times'a konuşan Juli Barde bu anlamda şanslı hasta eşi Rick, pandeminin ilk döneminde Covid'e yakalanan, altı haftayı yoğun bakımda geçiren ve neredeyse ölümden dönenlerden. Bu süreçte Barde, her gün 4-5 saatini eşinin yanında geçirmiş, onu rahat ettirmek ve söyleyemediklerini söylemek için elinden geleni "Dikkatle izledim ve çok şey öğrendim. Soluk borusuna takılı üç boru nedeniyle konuşamıyordu, o yüzden ben onun yerine konuşmak zorundaydım. Eşimin yüz ifadelerini okuyabiliyorum dolayısıyla onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu anlayabiliyordum" diye anlatıyor o bu yakın ilgisi faydalı da olmuş. Bir hemşire hatası ciddi bir komplikasyona yol açtığında Barde, başka bir hemşireyi çağırıp olayı bir yetkiliye Juli Barde gibi gününün yarısını yoğun bakım ünitesinde geçirme şansı yok. Ancak ne olup bittiğini anlamak, hastanın durumundaki ilerleme ve gerileme işaretlerini görebilmek ve uygun müdahale anını kestirebilmek, bakım kalitesini artırmak için etkili faktörler. Dr. Goitein'ın kitabı da bu amaçlarla yola çıkıyor.YANINA GİTMEDİĞİMİZ İÇİN KIZIYORDU’Bir yoğun bakım hikayesi de Türkiye’den… 77 yaşındaki Ayşe Kuşçu, Eylül 2020’de Covid-19’a yakalandı. KOAH ve kalp hastası olan Kuşçu, hem yaşından hem de kronik hastalıkları yüzünden hemen hastanede tedavi altına yatışının üzerinden sadece birkaç gün geçtikten sonra durumu kritikleşince yoğun bakım ünitesine alınan Kuşçu’nun tedavisi burada devam etti. Ayşe Kuşçu’nun kızı Aysel Hanım, annesinin yoğun bakımda olduğu sürenin hayatlarındaki en zor dönem olduğunu söylüyor.COVID OLDUĞUNU SÖYLEYEMEDİK’“Yaşından ve kronik hastalıklarından dolayı durumu ağırdı. Kaybetme korkusu ile ilk kez o zaman bu kadar net bir şekilde yüz yüze geldik” diyen Aysel Hanım annesinin de yoğun bakım günlerinde çok zorlandığını şu sözlerle anlatıyor“Pandemi sebebiyle hastaneye girişimiz dahi yasaktı. Tabii annem Covid-19’un ne olduğunu ve ciddiyetini pek anlamıyordu. Zaten Covid-19 olduğundan da haberi yoktu. Kalp rahatsızlığı yüzünden tedavi gördüğünü sanıyordu çünkü haberlerde gördüğünde koronavirüsten çok korkuyordu, enfekte olduğunu öğrenseydi psikolojik olarak çökerdi. Bu yüzden hastanedeyken yanına gitmediğimiz için bize çok kızıyor, sinirleniyordu.”Annesi Ayşe Hanım’ın yoğun bakımdayken evini ve eşini de çok merak ettiğini anlatan Aysel Hanım, “Sürekli yoğun bakım hemşirelerini yanına çağırıp bizi görüntülü aramalarını istiyordu. Onlar da sağ olsun çoğu zaman annemi kırmıyordu. Bize hep babamın nasıl olduğunu, evini soruyordu. Yalnız kalmak onu çok üzmüştü” 80-90 İYİLEŞİYOR AMA…Yoğun bakımdaki hastaların yakınları için en zor şeylerden biri en iyi sonucu umarken en kötüsüne hazırlanmak. Yoğun bakımdaki hastaların yüzde 80 ila 90'ı zamanla iyileşip yoğun bakımdan çıkıyor hatta taburcu oluyor. Ama ailelerin yine de gerçekçi bir tabloyu görmeleri Goitein, yoğun bakım hastaları için, "Çoğu ilk yılda toparlanıyor, bazılarının bir yıl ve daha uzun süren semptomlar konusunda yardıma ihtiyacı oluyor. Ama çoğu o bir yıl içinde hastalığı atlatıyor, 3 yıl içinde de bağımsız hale geliyorlar" ifadelerini geleceği, neden yoğun bakıma alındıkları, yaşları, fiziksel koşulları, duygusal sağlık ve direnç durumları, rehabilitasyon alma becerileri gibi faktörlerle belirleniyor. Dr. Goitein, "Uzun süreli yaşam desteği alanlar arasında çok küçük bir azınlık hastaneden taburcu olunca doğrudan eve gidiyor" diye konuşuyor ve ekliyor Yüzde 20'si bir ayakta rehabilitasyon tesisine, diğer yüzde 20'si bir bakım tesisine gidiyor. Yaklaşık yüzde 35'lik kesim ise uzun vadeli akut bakıma ihtiyaç Goitein, "Birçok insan çok küçük umutlara tutunuyor, hastanın hayatta kalmasını, evine dönmesini ve daha önce olduğu kişi olarak hayatına devam etmesini bekliyor. Ancak hastalık karşısında verilen uzun ve zorlu bir savaş, fiziksel ve psikiyatrik engellere yol açabilir. İnsanların tahmininden çok daha stres verici bir durumdur" ifadelerini HASTA BAKIMINA UYGUN MU?Dr. Goitein'ın verdiği bir veri de çok dikkat çekici. Eğer bir hasta yoğun bakımda 2 gün ve üzeri sürede solunum cihazına bağlı halde kalırsa, hastaneden taburcu olduktan sonraki 6 ay içinde aile üyelerinin günde en az 5 saatlik bakımına ihtiyaç duyuyor. Ailenin bu süreçle başa çıkma gücü ise hasta eve gelmeden önceki planlamanın ve hazırlıkların kapsamına bağlamda sorulacak çok soru var Banyoya tutunma demirleri takılmış mı? Kapılar yürüteç ya da tekerlekli sandalyenin geçebileceği kadar geniş mi? Hasta, bakıcısıyla rahata iletişim kurabiliyor mu?Yoğun bakımda uzun süre kalan hastalarda 'yoğun bakım sonrası sendrom' olarak adlandırılan bir durumun gelişmesi de oldukça yaygın. Dr. Goitein, "Genele baktığımızda, yoğun bakımdan sağ çıkanların aşağı yukarı yarısında taburcu olduktan sonra haftalar, aylar hatta yıllar süren en az bir bilişsel, psikiyatrik veya fiziksel problemle karşılaşıyoruz" problemler hafıza, konsantrasyon ya da problem çözmeyle alakalı olabiliyor. Depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu, uyku bozuklukları gibi sorunlar yıllarca devam edebiliyor. Yoğun bakım kaynaklı fiziksel zayıflığı atmak yıllar alıyor. Giyinmek ve yemek pişirmek gibi günlük aktivitelerde bağımsızlık kazanmak hem hastanın hem de bakıcısının ciddi anlamda kararlı ve sonsuz derecede sabırlı olmasını gerektiren bir süreç KENDİ İSTEDİKLERİNİ DEĞİL HASTANIN İSTEDİKLERİNİ YAPMALIDr. Goitein ayrıca, ailelerin ne zaman 'tamam' deneceğini yani hastayı yaşam destek ünitelerinden ayırma kararını doğru zamanda almayı bilmek zorunda olduğunu da senaryoda, hastaların kendileri adına konuşma yetkisine sahip kişiyi önceden tayin etmiş olması, bu kişinin de hastayı yakından tanıyan, hayat görüşünü, hayatta neye değer verdiğini hatta engelliliğe bakış açısını bilen biri olması gerekiyor."Vekil seçilen bu kişinin görevi kendi arzularını ve inançlarını bir kenara bırakıp hastanın kendisi için istediği şeyi seçmek olmalı" diyen Dr. Goitein, aile üyelerinin kesin bir karara varamadığı durumlarda ise doktorla yapılacak görüşmelerin süreci kolaylaştırabileceğini ifade ediyor.NE OLDUĞUNU BİLEMEDİĞİMİZ BİR HASTALIKLA SAVAŞ VERDİK’Yoğun bakım kavramını, özellikle pandemi döneminde çok daha fazla duyduk. Normal hayatta hiç olmadığı kadar fazla insan yoğun bakım servisinde tedavi gördü, yaşam mücadelesi verdi. Bu süreçte en fazla emek verenler arasında yoğun bakım hemşireleri de bakım hemşirelerinin yaşadığı zorlu süreci ve tedavi gören hastaların yaşadıklarını Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkanı Ebru Kıraner ile konuştuk. “Pandemi döneminin her günü başka zorluklar ile geçti. İlk günlerde ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz bir hastalık ile savaş verdik” diyen Kıraner, uzun bir süre evlerinden uzakta lojman, misafirhanelerde kaldıklarını KAT MASKE, KORUYUCU TULUMLARHepimiz haberlerden hatırlatırız; yoğun bakım servisinde çalışanların koruyucu kıyafeti çıkarmamak için tuvalete dahi gidemediği, maskeler yüzünden yüzlerinin yara olduğu görüntüler gözümüzün önünde. Ebru Kıraner de o zor zamanları şu sözlerle anlatıyor“Çalışma ortamında 4-6 saat boyunca tulumların içinde ve 3 kat maske ile çalıştık. Mola saatlerimiz çok kısıtlıydı. Tuvalet ihtiyacımız olmasın diye su bile içmiyorduk. Çünkü artan hasta sayıları ile yoğun bakım hemşiresi sayısındaki yetersizliğe rağmen yatak sayıları hızla arttırılıyordu ve biz hastaların bakımına yetişemez bir hale gelmiştik.”YASAK DELİNDİ, TELEFONLAR YOĞUN BAKIM ÜNİTESİNE GİRDİYoğun bakımda yatan hastaların yaşadıklarından da bahseden Kıraner, “Yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalar bazen yakınlarının ölmediğine ikna olmuyordu. Kendi telefonlarımız ile yakınlarını arayıp görüşmelerini sağlıyorduk. Ancak böyle ikna oluyorlardı” hastaların yakınlarının da genelde karantinada olduğu için hastaneye gelemediklerinden bahsediyor ve yaşananları şöyle anlatıyor- Nadiren bir hasta yakını hastaneye gelirse torbalar dolusu ihtiyaç malzemesi çorap, meyve suyu, yoğurt, hasta bezi, su… Covid 19 öncesi dönemde çalışanlar cep telefonlarını yoğun bakım ünitesine sokmazken, pandemi döneminde telefonlar üniteye girdi. Bu sayede pek çok hasta yakınları ile Hasta bireyler bilinmezliklerle dolu bir ortamda, daha önce yaşamadıkları ya da hayal bile edemedikleri araç-gereçlerle tüm vücutları donatılmış olarak kendilerini Yoğun bakımlarda kişisel koruyucu ekipmanlar ile dolaşan, anlamlandıramadıkları çalışanlar da onları şaşkınlığa uğratıyordu. Bizlerle iletişim kurma güçlü yaşadılar. Bu nedenle anksiyete, korku ve stres Yanlarında aileleri, sevdikleri ve tanıdıkları hiç kimse yoktu… Yaşamını yitirmek üzere son nefeslerini verirken çok sevdikleri yakınlarına veda bile edemiyorlardı, yalnızlık ve çaresizlik Uzun süren yoğun bakım tedavisi aile içindeki rollerini ve ilişkilerini olumsuz şekilde etkiledi. Buna bağlı olarak iş kayıpları ve dolayısıyla maddi kayıplar ya da yetersizlikler Yoğun bakım ünitesinden ve hastaneden çıktıktan sonra bir süre daha sosyal izolasyona, toplum tarafından etiketlenerek dışlanmaya maruz kalma riski söz Hasta yakınları ise; sevdiklerinden haber alamamak, ziyaretine gidememek, hastalık süreci hakkında bilgi alamamak nedeniyle korku, endişe, yalnızlık ve çaresizlik duyguları yaşadılar. Bunun yanı sıra bakım yükü ve aile içindeki rol ile sorumlukları da Hasta yakınları her gün aynı saatte üniteye telefon ile ulaşıp hekimlerimizden hastalarıyla ilgili bilgileri alıyorlar ve sorularının cevaplarını alıyorlardı.
Elektriğe gelen zam yaşamını evde solunum cihazına bağlı sürdüren hastaların çilesini de 2-3 kata çıkardı. Faturaları ödemekte zorlanan hastalar, elektriklerinin ve dolayısıyla nefeslerinin kesilmesi tehlikesiyle karşı karşıya. Solunum cihazına bağlı yaşayan hastaların en büyük mağduriyetlerinden biri elektrik faturaları… Yeni yılda gelen zamla faturalarla birlikte hayatını bu cihazlara bağlı olarak sürdüren hastaların çilesi de 2-3 katına çıktı. Tıbbı cihaz kullanmak zorunda olan hastalar manevi olarak zorlu bir süreç içindeyken bir de maddi sorunlarla mücadele etmek durumunda kaldı. Artan faturalar karşısında şaşkına dönen hastalar, borçlarını ödememeleri durumunda elektriklerinin ve dolayısıyla nefeslerinin kesilmesi tehlikesiyle karşı karşıya… Özgün Saraç, 44 yaşında. Yaklaşık 5 yıldır 80 yaşındaki ALS hastası annesine bakıyor. Annesi Güldalı Hanım’ın nefes alıp vermede zorluk çektiği için solunum cihazına bağlı yaşadığını belirten Saraç, hayati öneme sahip bu cihazlar nedeniyle artan faturalarını ödemekte güçlük çektiklerini söyleyerek, “Zamlardan önce faturamız en fazla 300 TL geliyordu. En son faturamız ise çok fazla dikkat etmemize rağmen 800 TL geldi. Bu ay daha fazla geleceğini düşünüyoruz. İpin ucu kaçacak gibi. Sadece elektrik değil, doğalgaz faturamız da 1000 TL geldi. Ben normalde çalışan biriydim ancak anneme baktığım için yıllardır çalışamıyorum. Babamın emekli maaşı ile geçinmeye çalışıyoruz. Evde kullandığımız hayati cihazlar tasarruf edebileceğimiz şeyler de değil. Mecbur çalıştırmak zorundayız. Ventilatör, mama makinası, hasta yatağı gibi yaklaşık 7-8 alet var elektrikle çalışan sırf anneme ait. Faturayı görünce şok olduk. Ne yapacağız bilmiyoruz. Işık, televizyon gibi şeyleri zaten kullanmamaya çalışıyoruz. Bari oradan tasarruf edelim diye” dedi. ELEKTRİK ALS HASTALARININ HAYATI İki çocuk annesi Şerife Altunay da, yaklaşık 4 yıldır ALS hastası eşine bakıyor. 2,5 yıldır solunum cihazına bağlı bir hayat sürdüren eşinin her şeyiyle tek başına ilgileniyor. Tıbbı cihaz kullanmak zorunda olan hastaların manevi olarak zorunlu bir süreç içindeyken bir de maddi sorunlarla mücadele etmek durumunda kaldığını söyleyen Altunay, “Eşime bakacak kimse olmadığı için çalışamıyorum. Şimdiye kadar en fazla 170 TL fatura gelirdi. Evde eşime ait bir prizimiz var dokuzlu. Hepsi dolu, sadece eşimin kullandığı makinalar bağlı. Bu ay 500 TL elektrik faturası geldi. Bu bile bizim için çok yüksek rakamlar. Çünkü tek masrafımız elektrik değil. Zaten bu ay daha fazla geleceğini düşünüyorum. Eşimin cihazları dışında birçok şeyi kısıtladım. Kaldığımız binanın elektrik sistemi oldukça eski. Zaten her şeyi birlikte çalıştırdığımızda elektrikler kesilebiliyor. Bunun gibi birçok zorluklar yaşıyoruz. Mecburen eşimden değil kendimden tasarruf etmeye çalışıyorum. Daha fazla elektrik faturası ödeyeceğime eşime gaz bezi alırım fazladan. Ya da onun yiyebileceği gıdalar alırım. Bunları da devlet karşılamıyor maalesef. Eşimle bilgisayardan göz takip sistemi yoluyla yazarak konuşuyoruz. O sebeple bilgisayarın fişinin bile sürekli takılı olması gerekiyor. Elektrik bir ALS hastasının hayatı. Ne yazık ki elektrik olmadan yaşayamazlar. Elektrik olmadığında sadece eşimin değil bizim hayatımız da durmuş oluyor. Eşim de sürekli faturaların ne kadar geldiğini soruyor, takip ediyor. Yüksek geldiğini öğrenince çok üzülüyor. Mesela Bu ay aspire çubuğu alma elektrik faturası çok gelecek’ diyor. Ki aspire çubuğu solunum yollarının temizlenmesi ve rahat nefes alması için çok önemli bir şey” ifadelerini kullandı. FATURAMIZ 2-3 KAT ARTTI ALS hastası olan 58 yaşındaki babasının solunum cihazına bağlı yaşadığını dile getiren Kader Yıldırım ise yaşadıkları mağduriyeti şu sözlerle anlattı “Babam yaklaşık 6 yıldır yatalak. Zamlardan sonra elektrik faturamız neredeyse 2-3 kat fazla gelmeye başladı. Daha önce 150 TL gelen faturamız en son 700 TL geldi. Evde çalışan olmadığı için çok zorlanıyoruz. Devlet ne yazık ki medikal malzemeleri de karşılamıyor. Hiçbir şekilde yetmiyor.” SGK KAPSAMINDA ÖDENMELİ ALS hastalarının yarısının solunum ve oksijen cihazına bağlı olarak yaşadığı vurgulayan ALS-MNH Derneği Başkan Yardımcısı Alper Kaya, “Evde yoğun bakım ortamında 7/24 bakıma gereksinim duyarlar. Bu anlamda elektriğe bağlı olarak yaşarlar. Elektrik, hastayı hayatta tutmak için elzemdir. Bunların dışında ev ısısı, tıbbi cihaz ve malzeme masrafları ve bakım verenlere ödenen miktar giderek artmaktadır” diye konuştu. Zamlar nedeniyle hastaların tıbbi cihazlara yaptığı ödeme miktarının dahi 3 kat arttığına dikkat çeken Kaya, “Ortalama 1000-1200 TL civarında gelen elektrik faturaları aileleri çaresizlik içinde bırakmıştır. Evde mekanik ventilatör kullanan ALS hastaları, elektriği tedavi amaçlı kullanmaktadır. Bu nedenle yapılan elektrik masrafı, tedavi gideri olarak kabul edilmelidir. Tedavinin kesilmesi durumunda hastanın yaşaması mümkün olmamaktadır. Hayati ihtiyaç olduğu için bu hizmet, sağlık hizmeti kapsamında olmalıdır. Elektrik faturalarının hastanede yoğun bakım ortamında oluşturulan koşulları sağlayacak miktarı, SGK kapsamında ödenmelidir” açıklamasında bulundu.
Covid-19 nedeniyle yoğun bakımdaki 32 günün 17 gününü solunum cihazına bağlı olarak geçiren 61 yaşındaki kadın hasta, alkışlar eşliğinde yoğun bakımdan servise çıkarıldı. Yaklaşık bir ay sonra servise çıkan hasta, "Artık benim için bitmiştir diyordum. Ben mezara gittim geldim" dedi. Kayseri'de bir ay önce ateş, titreme ve nefes darlığı şikayeti ile gelen 61 yaşındaki hasta, Covid-19 ön tanısı ile Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'de Prof. Dr. Murat Sungur, Doç. Dr. Kürşat Gündoğan ve Öğretim Üyesi Dr. Şahin Temel'in sorumlu olduğu İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi'ne yatırıldı. Yoğun bakımdaki 32 günün 17 gününü solunum cihazına bağlı olarak geçiren 61 yaşındaki hasta, 32. günün sonunda yoğun bakım ünitesinde çalışanların alkışları eşliğinde servise çıkarıldı. Hastanedeki pandemi çalışmaları ile ilgili olarak bilgi veren Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Güney, "ERÜ hastaneleri olarak ilk pandemi çıktığı andan itibaren ciddi bir çalışma içine girdi. Önce poliklinik ve acil servislerimizi ayırdık. Hastanemizdeki 3 katı da Pandemi Kliniği olarak kullanıyoruz" dedi. Prof. Dr. Güney, Covid-19 nedeniyle Dahiliye Yoğun Bakım gerekse Anestezi Yoğun Bakım diğer cerrahi yoğun bakımlarını Pandemi Yoğun Bakım olarak hizmete aldıklarını ve hastalarla yakından ilgilendiklerini söyledi. Hasta ile ilgili olarak bilgi veren Doç Dr. Kürşat Gündoğan, "Hastamız 61 yaşında kadın hasta. 6 yıldır bilinen diyabet ve hiper tansiyonu var. Bir ay önce ateş, titreme, nefes darlığı şikayeti ile geliyor. Bu şikayetlerle Covid-19 ön tanısı ile enfeksiyon hastalıkları servisine yatırdık. Takipleri sırasında kliniği çok kötü gitti ve aynı anda yoğun bakım ünitesine aldık ve hastayı solunum cihazına bağladık. Hastaya Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu'nun da önerdiği tüm antiviral tedavilere başladık" dedi. "Solunum cihazında bu şekilde hastamızı takip ettik. 17. günün sonunda solunum cihazında ayrıldı" diyen Doç. Dr. Gündoğan, "Diğer kalan günlerde de tedavilerini tamamladık yoğun bakımın 32. gününde servise çıkardık. Bu yoğun bakımdan bu kapıdan çok daha ağır hastaları biz servise çıkardık. Bu hastalık daha yeni bir hastalık ve kimse özelliğini bilmiyor. Nasıl klinik seyredeceğini bilmediğimiz için bu hastamızın özelliği var. Tam 17 gün solunum cihazına bağlı kaldı ve değişik tedavi yöntemleri uyguladık. Sonunda da başardık. Türkiye'de de oldukça nadir bu şekilde uzun bir süre solunum cihazında kaldıktan sonra servise alınan hasta sayısı. Yoğun bakımda hasta tedavisini sürdüren büyük bir hasta ordusu var. Arkamızda çok büyük bir ordu var. Hekimler, hemşireler, fizyoterapistler, hasta bakıcılar temizlik görevlileri, teknik bakımcılar aslında bu başarı hepimizin. Gün içinde ortalama 50 kişi çalışıyor. Bizim 17 yataklı yoğun bakım ünitesinde yüzde 70 doluluk oranı ile" diye konuştu Yoğun bakımdan servise alınmanın mutluluğunu yaşayan 61 yaşındaki hasta, "Çok sabrettim gittim diyordum. Allah'ım bana güç ve sabır verdi. Artık benim için bitmiştir diye düşünüyordum. Allah'ıma olan inancım, kendime aileme olan bağlılığım vardı. Yeniden doğdum o kadar mutluyum ki ben mezara gittim geldim. Öldüm geldim diyeyim. Hiç kendimde değildim. Şükür olsun Rabbime. Bir de yürüye bilsem daha mutlu olacağım" ifadesinde bulundu. Yerel Haberler bölümünde yer alan haberlerin hukuki muhatabı, haber kaynağı olan ajanslardır.
- 17 gün solunum cihazına bağlı kalan hasta, "Ben mezara gittim geldim"Covid-19 nedeniyle 32 gün yoğun bakımda kalan 61 yaşındaki hasta servise alkışlar eşliğinde çıkarıldıProf Dr. Ahmet Güney, "Hastanemizin 3 katını pandemi kliniği olarak kullanıyoruz"Doç. Dr. Kürşat Gündoğan, "Türkiye genelinde 17 gün solunum cihazına bağlı kalan ve servise çıkan hasta çok nadirdir"KAYSERİ - Covid-19 nedeniyle yoğun bakımdaki 32 günün 17 gününü solunum cihazına bağlı olarak geçiren 61 yaşındaki kadın hasta alkışlar eşliğinde yoğun bakımdan servise çıkarıldı. Yaklaşık bir ay sonra servise çıkan hasta, "Artık benim için bitmiştir diyordum. Ben mezara gittim geldim" dedi. Kayseri'de bir ay önce ateş, titreme ve nefes darlığı şikayeti ile gelen 61 yaşındaki hasta, Covid-19 ön tanısı ile Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'de Prof. Dr. Murat Sungur, Doç. Dr. Kürşat Gündoğan ve Öğretim Üyesi Dr. Şahin Temel'in sorumlu olduğu İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi'ne yatırıldı. Yoğun bakımdaki 32 günün 17 gününü solunum cihazına bağlı olarak geçiren 61 yaşındaki hasta, 32. günün sonunda yoğun bakım ünitesinde çalışanların alkışları eşliğinde servise pandemi çalışmaları ile ilgili olarak bilgi veren Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Güney, "ERÜ hastaneleri olarak ilk pandemi çıktığı andan itibaren ciddi bir çalışma içine girdi. Önce poliklinik ve acil servislerimizi ayırdık. Hastanemizdeki 3 katı da Pandemi Kliniği olarak kullanıyoruz" dedi. Prof. Dr. Güney, Covid-19 nedeniyle Dahiliye Yoğun Bakım gerekse Anestezi Yoğun Bakım diğer cerrahi yoğun bakımlarını Pandemi Yoğun Bakım olarak hizmete aldıklarını ve hastalarla yakından ilgilendiklerini ile ilgili olarak bilgi veren Doç Dr. Kürşat Gündoğan, "Hastamız 61 yaşında kadın hasta. 6 yıldır bilinen diyabet ve hiper tansiyonu var. Bir ay önce ateş, titreme, nefes darlığı şikayeti ile geliyor. Bu şikayetlerle Covid-19 ön tanısı ile enfeksiyon hastalıkları servisine yatırdık. Takipleri sırasında kliniği çok kötü gitti ve aynı anda yoğun bakım ünitesine aldık ve hastayı solunum cihazına bağladık. Hastaya Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu'nun da önerdiği tüm antiviral tedavilere başladık" dedi."Solunum cihazında bu şekilde hastamızı takip ettik. 17. günün sonunda solunum cihazında ayrıldı" diyen Doç. Dr. Gündoğan, "Diğer kalan günlerde de tedavilerini tamamladık yoğun bakımın 32. gününde servise çıkardık. Bu yoğun bakımdan bu kapıdan çok daha ağır hastaları biz servise çıkardık. Bu hastalık daha yeni bir hastalık ve kimse özelliğini bilmiyor. Nasıl klinik seyredeceğini bilmediğimiz için bu hastamızın özelliği var. Tam 17 gün solunum cihazına bağlı kaldı ve değişik tedavi yöntemleri uyguladık. Sonunda da başardık. Türkiye'de de oldukça nadir bu şekilde uzun bir süre solunum cihazında kaldıktan sonra servise alınan hasta bakımda hasta tedavisini sürdüren büyük bir hasta ordusu var. Arkamızda çok büyük bir ordu var. Hekimler, hemşireler, fizyoterapistler, hasta bakıcılar temizlik görevlileri, teknik bakımcılar aslında bu başarı hepimizin. Gün içinde ortalama 50 kişi çalışıyor. Bizim 17 yataklı yoğun bakım ünitesinde yüzde 70 doluluk oranı ile" diye bakımdan servise alınmanın mutluluğunu yaşayan 61 yaşındaki hasta, "Çok sabrettim gittim diyordum. Allah'ım bana güç ve sabır verdi. Artık benim için bitmiştir diye düşünüyordum. Allahı'ma olan inancım, kendime aileme olan bağlılığım vardı. Yeniden doğdum o kadar mutluyum ki ben mezara gittim geldim. Öldüm geldim diyeyim. Hiç kendimde değildim. Şükür olsun rabbime. Bir de yürüye bilsem daha mutlu olacağım" ifadesinde Haber Ajansı / Sağlık Yoğun Bakım Ahmet Güney Koronavirüs Gündoğan Sağlık Haberler
Durumu daha da ağırlaşan hastaların bağlı olduğu solunum cihazlarını fişini çekmek, sağlık çalışanlarının verdiği en zor kararlardan biriKovid-19 hastalarının hayatla ölüm arasındaki çizgisi, çoğunlukla solunum cihazları cihazlar sayesinde akciğerlerine oksijen gidiyor ve karbondioksit dışarı atılıyor. Çünkü koronavirüs sebebiyle, bu işlemi artık kendi kendilerine bu işlem her zaman hayat durumlarda, yani hastaların durumu daha da ağırlaşırsa ve kurtulma ihtimali olmadığına kanaat getirilirse, solunum cihazının fişini çekmek ve tedaviyi sonlandırmak gibi zor bir kararı da, bu hastalara bakan sağlık ekipleri çekme görevi de, hemşireye düşüyor."Solunum cihazının fişini çekmek, duygusal anlamda son derece travmatik ve acı verici. Bazen bir şekilde bir insanın ölümünden sorumlu olduğumu düşünüyorum."Londra'daki Royal Free Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesinde çalışan başhemşire Juanita Nittla, görevi böyle cihazları Kovid-19 hastalarının nefes almasına yardımcı oluyorHindistan'ın güneyinde doğan Nittla, İngiltere'de 16 yıldır Ulusal Sağlık Servisi'ne NHS bağlı yoğun bakım hemşiresi olarak yaşındaki hemşireyle, izin gününde bir araya geldik. "Solunum cihazlarını kapatmak da işimin bir parçası" diyerek süreci ARZUNisan ayının ikinci haftasında bir gün Nittla işe başlamak üzere hastaneye henüz gitmişti ki, yoğun bakımda girişleri yapan kişi, o günkü ilk görevini söyledi Bir Kovid-19 hastasının tedavisini sonlandırması bu hasta meslektaşıydı. 50'li yaşlarında bir kamu sağlığı hemşiresi olan bu kadın, tedaviye yanıt sonlandırmadan önce, hemşirenin kızıyla konuştu"Annesinin hiç acı çekmeyeceği, huzurla uyuyacağı konusunda ona söz verdim. Annesinin ölmeden önce yerine getirilmesini istediği bir son arzusu ya da dini gereklilikler olup olmadığını sordum."Yoğun bakım ünitesinde yataklar yan yana duruyor. Tedavisine son vermek üzere olduğu hastasının iki yanında da bilinci kapalı diğer hastalar yatıyordu"8 yataklı bir odadaydı. Diğer tüm hastaların durumu da çok ağırdı. Perdeleri çektim ve alarmı kapattım."Yoğun bakım hemşiresi Nittla, yoğunluk sebebiyle duygusal çöküşleri atlatmaya fırsat bulamıyorO anda tüm sağlık ekibi bir an için sessizce durdu"Hemşireler sustu. Hastamızın onuru ve rahatlığı, önceliğimizdi."Sonra telefonu hastasının kulağına tuttu ve telefonun diğer ucundaki kızının, annesine son sözlerini söylemesini bekledi"Ben sadece telefonla birilerini aramıştım ama bu ailesi için çok büyük önemdeydi. Aslında görüntülü konuşmak istemişlerdi ama maalesef yoğun bakımda cep telefonuna izin verilmiyor.""SON NEFESİNİ VERİRKEN ELİNİ TUTTUM"Ailesinin talebi üzerine Nittla, önce bilgisayarda onların istediği bir müziği açtı. Müzik çalmaya başladığında solunum cihazını kapattı"Yatağına oturup o son nefesini verirken ellerini tuttum."Royal Free Hastanesi gibi İngiltere'deki tüm hastaneler, yoğun bakım kapasitelerini artırdıNefes almaya yardımcı olan aletleri kapatmak ve tedaviye son vermek, sağlık ekiplerinin çok ciddi bir süreçten geçirdikten sonra verdikleri bir karar. Hastanın yaşı, kronik hastalıkları, tedaviye verdiği yanıt ve iyileşme ihtimali dikkatle incelenip yaşındaki bu hemşire de, Nittla solunum cihazının fişini çektikten 5 dakika sonra hayatını kaybetmişti"Ekrandaki yanıp sönen ışığa bakarken kalp atış sayısının sıfıra indiğini, ardından çizginin dümdüz olduğunu gördüm."YALNIZ ÖLMEKTedavi artık sonlanmıştı. Hastaya anestezi sağlayan ilaçların verildiği boruları da ne olduğundan habersiz olan kızı ise hâlâ telefonda annesiyle konuşuyor, bir yandan da dua ediyordu. O zaman Nittla, büyük bir zorlukla telefonu kendi kulağına götürüp, kızına her şeyin bittiğini ve annesinin hayatını kaybettiğini bakım ünitelerindeki Kovid-19 hastaları yalnız ölüyor, çünkü buralara ziyaretçi yasağı varBir hemşire olarak Nittla'nın görevi, hastası son nefesini verdiğinde bitmiyor"Bir başka hemşire arkadaşımın yardımıyla onu yatağında yıkadık ve beyaz bir kefenle sardık. Ardından bedenini cenaze torbasına yerleştirdik. Kapatmadan önce alnına bir haç işareti yaptım."Koronavirüs salgını öncesinde hasta yakınları, bu karar verilirken doktorlarla yüz yüze verildikten sonra hastanın ailesi yoğun bakım ünitesine alınıyor ve sevdikleriyle vedaşalabiliyordu. Ancak şu an bu dünyanın neredeyse hiçbir yerinde mümkün değil"Bir insanın böyle yalnız öldüğünü görmek çok üzücü."Nittla, bu şekilde hayatını kaybeden hastaların yanında olarak, onların daha fazla acı çekmediklerinden de emin olarak bu süreci atlatmaya almaya çalışan, biraz oksijen için mücadele edilen ve nefesi kesilen hastaları izlemenin "çok stresli olduğunu" salgını sebebiyle yoğunluk çok artınca, yoğun bakım servislerindeki yatak sayısı da artırıldıYATAK SAYISI YETERSİZHastaneye başvurular çok büyük oranda arttığı için, hastanenin yoğun bakım ünitesinde 34 olan yatak sayısı 60'a çıkarıldı. Yatakların tümü şu an bakım ünitesinde çalışan 175 hemşire var"Normalde yoğun bakımda her bir hastaya bir hemşire düşecek şekilde çalışırız. Şu an üç hastaya bir hemşire düşüyor. Eğer durum daha da kötüye giderse, 6 hastaya bir hemşire bakabilecek."Hemşireler her gün bir araya gelip "sağlıkla kalın" diyerek mesailerine başlıyorServisteki bazı hemşireler semptom gösterdiği için evlerinde karantinada. Hastane, diğer birimlerde çalışan hemşireleri eğitimden geçirip yoğun bakıma alıyor"Her gün mesaiye başlamadan önce bir araya gelip el ele tutuşuyoruz ve "güvende olun" diyoruz. Her birimiz birbirimizin gözlerinin içine bakıyoruz. Herkesin eldiven giydiğinden, maske taktığından ve koruyucu ekipmanı düzgün şekilde kullandığımızdan emin oluyoruz."Nittla ortada "Çok korkuyoruz, buradaki herkes çok korkuyor" diyorHastanede solunum cihazı, insülin pompası, oksijen tüpü ve birçok ilaç yetersiz, bunlara erişimde sıkıntı yaşanıyor. Ancak Nittla'nın hastanesinde her çalışana yetecek kadar koruyucu ekipman bulmak yoğun bakım ünitesinde her gün bir hasta hayatını kaybetti. Bu sayı, pandemi öncesine göre bir hayli yüksek. Nittla, bu oranın "çok korkutucu" olduğunu bir hemşire olarak, kendisiyle ilgili korkularını da bastırmak zorunda kalıyor"Sürekli kabus görüyorum. Uyuyamıyorum. Virüsün bana da bulaşmasından çok endişe ediyorum. Meslektaşlarımla konuştuğumda görüyorum ki herkes çok korkuyor."Geçen yıl Nittla tüberküloza yakalandı ve aylarca çalışamadı. Bu sebeple akciğer kapasitesinin kısıtlı olduğunu da biliyor"Bana herkes 'sen çalışmamalısın' diyor. Ama bu bir pandemi, her şeyi bir kenara koyup görevimi yapıyorum."Her gün mesaim bittiğinde hayatını kaybeden hastalarım aklımdan çıkmıyor. Ama hastaneden dışarı çıktığımda beynimi durdurup daha fazla düşünmemeye çalışıyorum."
yoğun bakımda solunum cihazına bağlı hasta ne kadar yaşar