🌊 Aziz Nesin Vakfı Yaz Okulu
Hakkında 13 Aralık 1949'da İstanbul'da doğdu. Asıl adı Tahsin Tarık Üregül idi. Babası subay olduğu için ilkokulu birden fazla ilde okudu. Orta ve liseyi Bakırköy'de bitirdi. Yıldız Teknik Üniversitesi, Makine Yüksek Mühendisliği'nde okudu, Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi.
SonerYalçın, bir ateist olarak vefat eden ve cenazesinde dini bir tören istemeyen Aziz Nesin'in hayat hikayesini kaleme aldı; "Hafızdı. Ramazan'da kimi günler tekkede zikire katıldı." dedi.
AzizNesin’in Öykü Kitapları Dizisi: 35 .223.4 88.34.Y.(K)16.223 telif haklarını tümüyle NESİN VAKFI’na bağılamıtır. VAKFI’nın amacı vakfın yurduna her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan balatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye yada bir meslek edininceye dek, her
şimdiAziz Nesin vakfı kimilerine göre dinsiz,inançsız,kominist yetiştiriyor. peki siz hiç Aziz Nesin vakfıyla ilgili yolsuzluk,kara para aklama,çocuk. Şimdi Ara. Aziz Nesin vakfı vs Ensar vakfı Sıcak Fırsatlarda Tıklananlar.
AzizNesin'li Fotoğraflar, Ataol Behramoğlu (1996) Gömüyü Arayan Adam, Ali Nesin (1998) Babam Aziz Nesin, Ateş Nesin (2006) Gözyaşından Gülmeceye Aziz Nesin, Alpay Kabacalı (2007) Aziz Nesin Ve İsveç Serüveni, Abdullah Gürgün. Aziz Nesin'li Yıllar, Meral Çelen. Yaz Babam Yaz, Ahmet Nesin. Tek Ciltte Aziz Nesin, Kalem Yapın
AzizNesin’i anma töreni, ölümünün 20. yılında, 4 Temmuz Cumartesi günü Nesin Vakfı’nın Çatalca’daki bahçesinde gerçekleşecek. Devamını Oku "Aziz Nesin Anması" Medya / Teknoloji. İÜ Çocuk Üniversitesi Yaz Okulu Programı öğrencileri, 24 Haziran 2015 tarihinde Robot “Rob” ile tanıştı
çocuklarıneğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfı'nı kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı'nı çıkardı. 1979'da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca
JBfxJBf. TARIK AKAN KİMDİR TAHSİN TARIK ÜREGÜL“Ferit” ya da “Damat Ferit”i canlandırdığı Yeşilçam filmlerinde, sık sık Münir Özkul, Adile Naşit, Şener Şen ve Kemal Sunal ile başrolleri paylaşan ve unutulmaz filmlerde rol alan oyuncu, yönetmen ve yazar Tarık Akan 16 Eylül 2016 tarihinde yaşamını yitirdi. Asıl adı Tahsin Tarık Üregül olan sanatçı, Hüseyin Yaşar Üregül ile Yaşar Üregül çiftinin üçüncü çocuğu olarak 13 Aralık 1949'da dünyaya subay olan babasının görevi dolayısıyla Erzurum Dumlupınar İlkokulu'nda başladığı eğitimini Kayseri'de emekliliğinin ardından ailesiyle Bakırköy'de yaşamaya başlayan sanatçı, bir yandan akşamları Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nde okurken, gündüz ise cankurtaranlık ve işportacılık gibi geçici işler Akan, 1970'te arkadaşlarının ısrarıyla girdiği "Ses" dergisinin "Sinema Artist Yarışması"nda birinci olunca, Makine Mühendisliği bölümünden ayrıldı ve Gazetecilik Yüksek Okulu'na geçmeden önce bir süre düğün salonlarında müdürlük, sandal kiralama gibi işlerle uğraşan Akan, yönetmen Mehmet Dinler'in "Solan Bir Yaprak Gibi" adlı filmiyle 1971'de sinemaya adım attı ve bu filmin ardından Tarık Akan adını kullanmaya başladı. "KARTPOSTAL ÇOCUK"Uzun boyu, yeşil gözleri ve sempatik tarzıyla izleyenlerin beğenisini kazanan sanatçı, aynı yıl Sadık Şendil'in kaleme aldığı, Orhan Aksoy'un yönettiği "Emine" filminde, Filiz Akın ile başrolü dönem "Kartpostal Çocuk" olarak anılan Akan, yönetmenliğini Ertem Eğilmez'in yaptığı ve Türk sinemasının unutulmaz eserlerinden olan 1973 yapımı "Canım Kardeşim" ile 1974 yapımı "Hababam Sınıfı"nda başrol 1970-1975 arasında, yılda 12 filmde rol alarak Türk sinemasının unutulmaz isimlerinden biri haline filmlerde genellikle "Ferit" adını kullanan Akan, Gülşen Bubikoğlu ile "Ah Nerede", Emel Sayın ile "Mavi Boncuk", Hülya Koçyiğit ile "Sev Kardeşim", Hale Soygazi ile "Gece Kuşu Zehra" filmilerinde rol aldı. Filmler, sinemaseverlerin yoğun ilgisiyle Hale Soygazi ile "Gece Kuşu Zehra" filmilerinde rol aldı. Filmler, sinemaseverlerin yoğun ilgisiyle karşılandı. "MADEN" FİLMİNDE BAŞROLÜ PAYLAŞTITarzıyla 1970'li yıllara damgasını vurarak Yeşilçam'ın jönleri arasına giren ve her rolün altından başarıyla kalkan Akan, 1977'de Zeki Ökten'in yönetmen koltuğuna oturduğu "Sürü" filminin ardından politik filmlerde rol almaya değer verdiği tiyatro yönetmeni ve yazarı Vasıf Öngören'in öğrencisi olan Tarık Akan, Cüneyt Arkın ile başrolü paylaştığı 1978 yapımı "Maden" filmine ilişkin verdiği bir röportajda, şu ifadeleri kullanmıştı“O dönem Türkiye'nin en çok seyredilen filmi ve benim de en çok para kazandığım filmdir. O dönemde tüm sendikaların, işçi sendikalarının her yerinde, dağ başlarına kadar çıkartılıp oynatılan bir filmdir. Görevini çok güzel yerine getirmiştir. Sendikacılık, işçilik, işçi olmak, emek, sermaye nedir, açık ve net olarak altı çizilmiş olarak veren filmlerden biridir.”Senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı, Şerif Gören ile Güney'in yönettiği 1982 yapımı Altın Palmiye ödüllü "Yol" filminde de rol alan Akan, 1990'da ise Rıfat Ilgaz'ın aynı adlı eserinden uyarlanan "Karartma Geceleri"nin başrolünde yer aldı. "ANNE KAFAMDA BİT VAR"Tarık Akan, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 1981'in başlarında, Almanya'da yaptığı bir konuşma yüzünden Türkiye'ye dönüşünde tutuklandı. 12 yıl hapis istemiyle yargılanarak 2 buçuk ay hücre hapsi cezası alan sanatçı, hapishane günlerini ve darbe sürecini 2002'de yayımlanan "Anne Kafamda Bit Var" kitabında kaleme yapımı "Leyla ile Mecnun" filminde oynayarak uluslararası sinemaya da açılan Akan, 1991'de Bakırköy'deki Taş Mektep adlı ilkokulun ortaklarından biri oldu, 1995'te Aziz Nesin'in vefatından sonra "Nesin Vakfı" başkanlığını sanatçı, 1997'de yönetmen Yusuf Kurçenli ile hayata geçirdiği "Antika Talanı" adlı belgeselin seslendirmesini de kanalları için "Taşların Sırrı" adlı belgesele de imza atan sanatçı, Türkiye'deki antik tarihe dikkati çekmeye ayrıca Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı adına "Atatürk'ün Alev Çiçekleri" ve Nazım Hikmet konulu "Işık Yontucusu" adlı belgesellerle "Anadolu'da Romalıların Ayak İzleri", "Afrodisias" ve "Perge'nin Lahitleri" adlı yapımların yönetmenliğini yaptı. 7 KEZ ALTIN PORTAKAL ÖDÜLÜNÜ KAZANDIUsta oyuncu, ilk kez 1973'te "Suçlu" filmindeki rolüyle Altın Portakal'da aldığı "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü, 1978'de "Maden", 1980'de "Adak ve Sürü", 1984'te "Pehlivan", 1989'da "Üçüncü Göz", 1990'da "Karartma Geceleri", 2003'te ise "Gülüm" filmindeki rolüyle kazandı. Böylece 7 kez Altın Portakal ödülü alan tek erkek oyuncu Akan, 1985'te Berlin Uluslararası Film Festivali'nde mansiyon, 1992'de Adana Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu", 1996'da Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü", 2006'da Sinema Yazarları Derneği "Onur Ödülü", 2007'de ise Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği'nde "Sinema Emek Ödülü" Zeki, Yaşar Özgür ve Özlem isimli üç çocuğu bulunan ve bütün servetini yardım vakıf ve kuruluşlarına bağışlayan usta oyuncu, 16 Eylül 2016'da, akciğer kanseri tedavisi gördüğü hastanede yaşama veda Emek Ödülü" Zeki, Yaşar Özgür ve Özlem isimli üç çocuğu bulunan ve bütün servetini yardım vakıf ve kuruluşlarına bağışlayan usta oyuncu, 16 Eylül 2016'da, akciğer kanseri tedavisi gördüğü hastanede yaşama veda etti. VASIF ÖNGÖREN, HAYATININ DÖNÜM NOKTALARINDAN BİRİ OLDUTiyatrocu, oyun yazarı ve yönetmen Vasıf Öngören'in uyarıları sonucu, romantik filmlerden politik filmlere doğru yön değiştiren usta sanatçı, Öngören ile ilgili düşüncelerini şu sözlerle aktarmıştı“Hayatımda ufkumu açan hocaların en önemlisidir Vasıf Öngören. Vasıf Abi ile Beyoğlu'na çıkardık. Beyoğlu'nda karşıdan gelen adamı bana gösterir ve o adama bakıp kıyafetinden, duruşundan, halinden hangi yöreden olduğunu, hangi mesleği yaptığını, kültürünü tahmin etmemi isterdi. Sonra o adamı çevirip konuşurduk ve yanlış tahminler yaptığımı anlardım. Bir adamı bu şekilde tanıma şansı verirdi. Bu bakıp tahmin etmelerin her biri bir kişiyi sinemada canlandırmanın içine girer... Yani dağdaki bir çobana smokin giydir ve bak. O smokinle nasıl oturup kalkıyor, bak. Gerçek smokin giyen insanla aradaki farkı hemen anlarsın.”Vefatından kısa süre önce verdiği bir röportajda ise yaşamı boyunca 120 filmde oynadığına vurgu yapan ünlü oyuncu, şunları anlatmıştı“120 film az bir rakam değil. Bir de bu filmlere baktığınız zaman, çoğu Anadolu'da, Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde çekilmiş. Müthiş baskılar, zorluklar, parasızlık, sefalet ve büyük uğraşlar içerisinde çekilmiş, büyük yapıtlar ortaya çıkmış. Oynadığım hiçbir film için 'Neden bunu yaptım', 'Neden bunu oynadım' diye bir şey asla söylemedim.”120'DEN FAZLA FİLMDE ROL ALDITarık Akan'ın sanatla iç içe geçen 45 yıllık kariyerinde rol aldığı filmler şöyle1971 - Emine1971 - Beyoğlu Güzeli1971 - Vefasız1971 - Melek mi, Şeytan mı?1971 - Solan Bir Yaprak Gibi1972 - Sisli Hatıralar1972 - Azat Kuşu1972 - Kaderimin Oyunu1972 - Suçlu1972 - Para1972 - Aşkların En Güzeli1972 - Üç Sevgili1972 - Sev Kardeşim1972 - Tatlı Dillim1972 - Feryat1973 - Yeryüzünde Bir Melek1973 - Umut Dünyası1973 - Yalancı Yarim1973 - Canım Kardeşim1973 - Bebek Yüzlü1973 - Oh Olsun1974 - Hababam Sınıfı1974 - Esir Hayat1974 - Memleketim1974 - Kanlı Deniz1974 - Yaz Bekarı1974 - Mavi Boncuk1974 - Mahçup Delikanlı1974 - Boşver Arkadaş1975 - Bizim Aile / Merhaba1975 - Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı1975 - Ateş Böceği1975 - Çapkın Hırsız1975 - Gece Kuşu Zehra1975 - Delisin1975 - Evcilik Oyunu1975 - Ah Nerede1976 - Gizli Kuvvet1976 - Cani1976 - Kader Bağlayınca1976 - Öyle Olsun1976 - Aşk Dediğin Laf Değildir1977 - Şeref Sözü1977 - Baraj1977 - Bizim Kız1977 - Babanın Evlatları1977 - Nehir1977 - Sevgili Dayım1978 - Maden1978 - Seninle Son Defa1978 - Kanal1978 - Sürü1978 - Lekeli Melek1979 - Adak1979 - Demiryol1981 - Deli Kan1981 - Herhangi Bir Kadın1981 - Yol1982 - Arkadaşım1982 - Kaçak1983 - Derman1983 - Çocuklar Çiçektir1983 - Gecenin Sonu1983 - Beyaz Ölüm1984 - Pehlivan1984 - Yosma1984 - Damga1984 - Kayıp Kızlar1984 - Alev Alev1985 - Bir Avuç Cennet1985 - Kan1985 - Tele Kızlar1985 - Son Darbe1985 - Paramparça1986 - Halkalı Köle1986 - Adem ile Havva1986 - Acı Dünyalar1986 - Ses1986 - Kıskıvrak1986 - Beyoğlu'nun Arka Yakası1987 - Yağmur Kaçakları1987 - Skandal1987 - Su Da Yanar1987 - Çark1987 - Kızımın Kanı1988 - El Kapıları1988 - Dönüş1988 - Üçüncü Göz1989 - İkili Oyunlar1989 - İsa, Musa, Meryem1989 - Leyla İle Mecnun1989 - Kimlik1990 - Bir Küçük Bulut1990 - Devlerin Ölümü1990 - Berdel1990 - Karartma Geceleri1991 - Bir Kadın Düşmanı1991 - Uzun ince Bir Yol1991 - Siyabend ile Heco1992 - Taşların Sırrı1994 - Yolcu1994 - Çözülmeler1995 - Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey1997 - Mektup1997 - Antika Talanı1999 - Hayal Kurma Oyunları1999 - Eylül Fırtınası2002 - Gülüm2002 - Abdülhamit Düşerken2002 - Koçum Benim2003 - Vizontele Tuuba2004 - Gece Yürüyüşü2006 - Ankara Cinayeti2006 - Ahh İstanbul2009 - Deli Deli Olma
Aynı Gün Kargo Stoktan Teslim Kapak Resmi Mustafa Delioğlu * 3,66 TL den başlayan taksitlerle! – Gürültüde yazarım da, yalnız yanı başımda birisi konuşursa yazamıyorum. – Canım efendim, gürültü olmasa daha iyi değil mi? Ne hakları var sizi rahatsız etmeye, yavaş da konuşabilirler. İşte Danimarka’da, İsveç’te, Hollanda’da katiyen böyle bişey olmaz. Onun için de adamlar ilerliyorlar. Çünkü onlarda insanın insana saygısı vardır. Bu saygı üstüne türlü örnekler de göstererek konuştu da konuştu. Terbiyesizlikti ama ne yapayım, o anlatırken başımı kâğıtlara eğip yazmaya başladım; yazmıyordum, yazarmış gibi yapıyordum. – Hiç boşuna uğraşmayın, yazamazsınız, sinirleriniz bozulur, dedi; Avrupa başka... Avrupalı insan demek, insanın insana saygı duyması demek. Bizde nerdeee... Biz işte bunun için adam olamayız beyim, biz adam olamayız! 20 Aralık 1915, Heybeliada, İstanbul ● 6 Temmuz 1995, Çeşme, İzmir Gülmece edebiyatımızın doruğuna çıkmış yazarımızdır. Çağının sorunları karşısında etkin bir aydın tavrı göstermiştir. Toplumsal düzendeki çarpıklıkları ve çelişkileri büyük bir ustalıkla anlatmış, çağdaş Türk gülmece edebiyatının dünya ölçüsünde temsilcisi olmuştur. Asıl adı Mehmet Nusret’tir. İki yıl İstanbul’da Darüşşafaka Lisesi’nde okuduktan sonra 1935’te Kuleli Askerî Lisesi’ni, 1937’de Kara Harp Okulu’nu, 1939’da da Askerî Fen Okulu’nu bitirdi. Üsteğmenliği sırasında "görev ve yetkisini kötüye kullanmak” suçlamasıyla ordudan çıkarıldı 1944. Bir süre bakkallık yaptıktan sonra 1945’te gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan’da çalıştı. Cumartesi adlı bir magazin dergisi çıkardı. 1946’da Sabahattin Ali’yle birlikte Markopaşa adlı mizah gazetesini yayımlamaya başladı. Türkiye’ye Truman Doktrini kapsamında yapılan Amerikan yardımını eleştiren, yayımlanmamış Nereye Gidiyoruz? adlı broşürü yüzünden 1947’de on ay ağır hapis ve üç ay on gün Bursa’da "emniyet-i umumiye nezareti” altında bulundurulma cezasına çarptırıldı. Ertesi yıl yayımlanan Azizname adlı kitabından dolayı gene tutuklandı. Dört ay tutuklu olarak yargılandıktan sonra aklandı. 1950’de G. Politzer’in Marksist Felsefe Dersleri adlı kitabının önsözünün bir bölümünü çevirtip Yeni Baştan dergisinde yayımladığı için bir yıl dört ay hapis ve ceza süresince de İstanbul’da "emniyet-i umumiye nezareti” ne mahkûm edildi. Hapisten çıktıktan sonra kitapçı dükkânı, daha sonra da bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954’te Akbaba dergisinde takma adlarla mizah öyküleri yazmaya başladı. Edebiyat yaşamı boyunca yüzü aşkın takma ad kullandı. 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da gayrimüslimlerin ev ve dükkânlarının yağmalanmasıyla sonuçlanan olayların ardından, başka solcu arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. Altı ay sonra salıverildi. 1956’da Bordighera’da İtalya düzenlenen uluslararası mizah yarışmasında "Kazan Töreni” adlı öyküsüyle birincilik Altın Palmiye ödülünü alması, yaşamında bir dönüm noktası oldu. Yazdıklarını kendi adıyla yayımlamaya başladı. 1957’de Kemal Tahir’le birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu. 1958’de yayınevinin yönetimini tek başına üstlendi ve bu uğraşı 1969’a kadar sürdürdü. Yeni Gazete, Akşam, Tanin, Öncü, Yeni Tanin ve Ustura adlı haftalık mizah ekini hazırladığı Günaydın gazetelerinde günlük köşe yazıları yazdı. 1961’de bir yazısı nedeniyle dört ay tutuklu kaldı. 1972’de Çatalca’da kimsesiz çocukları okutmayı amaç edinen Nesin Vakfı’nı kurdu ve kitaplarının bütün gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-85 arasında her yılın edebiyat ürünleri arasından yaptığı seçmeleri ve değerlendirmeleri içeren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’nı çıkardı. 1975’te Türkiye Yazarlar Sendikası başkanlığına seçildi. Bu görevini 1989’a kadar sürdürdü. 1984’te askeri yönetime karşı Aydınlar Dilekçesi’nin hazırlanmasına öncülük etti. Bu nedenle yargılanıp aklandı. Sonraki yıllarda toplumsal eylemlere ağırlık verdi. 1993’te Aydınlık gazetesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Salman Rushdie’nin The Satanic Verses 1988, Şeytan Ayetleri adlı yapıtını Türkçede yayımlayacağını açıklaması nedeniyle İslamcı çevrelerin şiddetli eleştirilerine hedef oldu. 2 Temmuz 1993’te, Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında şeriat isteyen bir toplulukça çıkartılan ve 37 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli yangınından sağ kurtuldu. Yapıtlarında Türkiye toplumunun genel bir görünümünü veren Aziz Nesin, halk edebiyatının anlatı öğelerinden de yararlandı. Yer yer masal teması aracılığıyla günlük olayları, toplumsal bozuklukları eleştirel ve yergici bir yaklaşımla yansıttı. Meddah geleneğinin anlatım olanaklarını da kullanarak çağdaş anlamda bir gülmece öyküsü geliştirdi. Konularını günlük yaşamdan seçti. Geniş halk kesimlerinin sorunlarını dile getirirken, toplumsal değişim sürecindeki insanın konumunu da ustalıkla yansıttı. Mizah yazarlığının yanı sıra şiir, oyun, deneme, inceleme, anı, köşe yazısı gibi türlerde de ürünler veren Aziz Nesin, başlattığı ya da içinde yer aldığı çok sayıda toplumsal etkinlikle de yaşadığı sürede ülkesinin önde gelen aydın kişiliklerinden biri oldu. Türk ulusal gülmece geleneğini çağdaş bir bileşime ulaştıran Aziz Nesin’e 1956 ve 1957’de İtalya’da Altın Palmiye, 1966’da Bulgaristan’da Altın Kirpi ve 1977’de Hitar Petar; 1969’da SSCB’de Altın Krokodil, 1975’te Asya Afrika Yazarlar Birliği’nin Lotus Edebiyat Ödülü, 1990’da Rusya’da Tolstoy Ödülü, 1991’de Fransa Şövalyelik Nişanı, 1994’te Amerikan Basın Özgürlüğü Ödülü, 1995’te Hiroşima Vakfı Ödülünün de aralarında olduğu çok sayıda ulusal ve uluslararası ödül verildi. Tavsiye Et
Asıl ismi Mehmet Nusret Nesin olan ve Türk mizah yazarı olarak ön plana çıkan Aziz Nesin, 20 Aralık 1915'te İstanbul'da dünyaya geldi. İki yıl boyunca Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Sırasıyla Kuleli Askeri Lisesi, Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Lisesinden mezun oldu. Bu dönemde aynı zamanda Güzel Sanatlar Akademisi Süsleme Bölümü'ne devam etti. Aziz Nesin, üsteğmen olarak orduda görev yaparken görev ve yetkisini kötüye kullanmak suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre serbest çalıştı. Sonra gazeteciliğe başladı. "Yedigün", "Karagöz" ve "Tan" gazetesinde çalıştı. "Cumhuriyet" isminde bir mizah dergisiyle Sabahattin Eyüboğlu ile "Marko Paşa" dergisini çıkardı. Ayrıca "Malum Paşa", "Merhum Paşa" ve "Akbaba" mizah dergilerini çıkardı. 1954'ten itibaren "Akbaba" mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri kaleme aldı. Yazın çalışmalarında iki yüzden fazla takma ad kullandı. Kemal Tahir ile Düşün Yayınevi'ni kurdu. "Yeni Gazete", "Akşam", "Tanin", "Günaydın", "Aydınlık" gibi gazete ve dergilerde yazılar kaleme aldı. Buradaki gülmece öyküleri, röportaj ve fıkralarıyla edebiyatımızın tanınmış şahsiyetleri arasına girdi. 1962'de "Zübük" ismindeki mizah dergisini; 1976-1980 yılları arasında da her dalda edebiyat ödülleri veren Nesrin Vakfı Edebiyat Yıllığı'nı çıkardı. Düşünceleri nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü. Sanatsal çalışmalarında 100'ün üzerinde takma ad kullanan Aziz Nesin, "Akşam" ve "Tanin"de köşe yazıları yazdı. Yazın yaşamını "Öncü", "Yeni Tanin", "Ustura" ve "Günaydın" gazetesinde sürdürdü. 1962'de "Zübük" isminde mizah dergisini çıkardı. 1972'de Çatalca'da kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan "Nesrin Vakfı"nı kurdu. Kitaplarından elde ettiği bütün geliri bu vakfa bağışladı. 1979'da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası görevini yıllarca sürdürdü. Aziz Nesin, fikirleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü. Yargılanıp tutuklandı. Sürgün cezası aldı. 2 Temmuz 1993'te Pir Sultan Etkinlikleri'ne katılmak üzere Sivas'a gitti. 37 kişinin hayatını kaybettiği Madımak Oteli olayında sağ kurtulanlar arasında yer aldı. Aziz Nesin, 6 Temmuz 1995'te geçirdiği kalp krizi neticesinde İzmir'de hayata veda etti. Vasiyeti gereği Çatalca'da Nesrin Vakfı'nın bahçesine gömüldü. Edebi Kişiliği Toplumsal gerçekçilik akımına bağlı eser veren sanatçılardandır. Askerlikten ayrıldıktan sonra Karagöz gazetesi ile Yedigün dergisinde redaktörlük ve yazarlık yapar. İlkin "Vedia Nesin" adıyla şiirler yayımlar. Daha sonra mizahi tarafı ağır basan öykülere yönelir. Eserlerinde toplumun aksayan yanlarını, zıpçıktı tiplerini mizahi bir anlatımla anlatır. Mizahi öykü, roman ve oyunlarıyla tanınır. Sıradan bir olaydan dahi bir öykü konusu çıkarabilecek kadar yetenekli biri olan Aziz Nesin, çağımızın Nasreddin Hocası olarak kabul edilir. Toplumsal olayları, komik çelişkileri, yaşamsal sorunları, emekçiler, politik baskı ortamlarını abartılı bir şekilde fakat sade bir dille anlatır. Gülmecede Türk edebiyatının en usta kalemi kabul edilir. Eserleri nedeniyle birkaç kez hapse mahkûm olur. Halkı kışkırtmaya yönelik yazılarından dolayı tepkileri üzerine çeker. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Oyunlarında yer yer masal motiflerine rastlanır. Marko Paşa dergisini Sabahattin Ali ile çıkarır. Dergide dönemin politikacılarını ve tiplemelerini sözünü esirgemeden eleştirir. Yapıtları edebiyatımızda baskı rekoru kırar. Yabancı dillere en çok eseri çevrilen dördüncü yazarımız olarak bilinir. "Gol Kralı", "Zübük", "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" eserleriyle ön plana çıkar. "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" eserinde ülkemizde bürokrasinin aksayan yönlerinden bahseder. "Yaşar"ın şahsında olayları anlatır. Anı, öykü, mektup, tiyatro, masal, fıkra ve şiirleriyle de Türk edebiyatının en sağlam kalemlerinden biri olarak anılır. Birçok yarışmada ödül kazanır. 1956'da Uluslararası Gülmece Yarışması'nda "Kazan Töreni" adlı öyküsüyle Altın Palmiye ödülünü alır. 1968'de Milliyet gazetesinin açtığı Karagöz oyunu yarışmasında "Üç Karagöz" oyunuyla birincilik alır. 1970'te Türk Dil Kurumu'nun oyun ödülünü "Çiçu" adlı oyunuyla alır. 1985'te TUYAP tarafından "Halkın Seçtiği Yılın Yazarı" seçilir. 1989'da da Tolstoy Altın Madalyası'nı kazanır. Eserleri Öykü Fil Hamdi Yedek Parça Koltuk Damda Deli Var Deliler Boşandı Mahmut ile Nigar Bir Koltuk Nasıl Devrilir Ah Biz Eşekler Biz Adam Olmayız Vatan Sağolsun Yaşasın Memleket Toros Canavarı Roman Erkek Sabahat Zübük Gol Kralı Sait Hopsait Tatlı Betüş Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Şimdiki Çocuklar Harika Oyun Toros Canavarı Hadi Öldürsene Canikom Fıkra Az Gittik Uz Gittik Masal Aziz Dededen Masallar Hoptirinam Gezi Dünya Kazan Ben Kepçe Duyduk Duymadık Demeyin Taşlama Azizname OtobiyografiBöyle Gelmiş Böyle GitmezÖz Saf Şiir Anlayışını Sürdüren ŞiirSerbest Nazım ve Toplumcu Gerçekçi ŞiirMilli Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şiir MemleketçilerHalide Nusret Zorlutuna 1901-1984Birinci Yeni GaripçilerGarip Dışında Yeniliği Sürdüren ŞairlerMavicilerHisarcılarİkinci Yeni Şiiri1960 Sonrası İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir1980 Sonrası Türk ŞiiriCumhuriyet Döneminde Halk ŞiiriCumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Anlatmaya Bağlı Metinler Hikâye-RomanCumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Göstermeye Bağlı Metinler TiyatroCumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Öğretici MetinlerAyrıca bakınız
Nesin Vakfı da sel felaketinden ağır yara aldı. 42 çocuğun barındığı vakıf tamamen su altında kaldı ve büyük maddi hasarlar yöneticisi Ali Nesin, felaketin tahribatıyla ilgili vakfın sitesinden bir mektup yayınladı”Sevgili Dostlar,Kötümserliğe kapılmaca yok. Hayat bir mücadeledir. Bu sel felaketini de bu mücadelenin bir parçası olarak değerlendirip eski günlerimize dönmek için canla basla, askla şevkle çalışacağız. Eskisinden daha da güzel bir vakıf yapacağız. Yarın çok daha kötü bir sel felaketi bekleniyormuş. Nasıl mümkünse! Elimizden geldiğince hazırlanıyoruz. Küçük çocuklarımızı anneleriyle birlikte İstanbul’daki evlerimize yolladık. Vakıf’ta sadece eli iş tutan gençler anlaşılmaz ama felaketin boyutlarını anlatmaya çalışayım. Su anda çamurdan bir vakfımız var desem abartmış olmam. Bodrum kat bastan aşağı, giriş katı bir buçuk metre kadar su altında kaldı. Bahçedeki su düne kadar boyu aşıyordu. Simdi suyu gitti diz boyu balçığı kaldı. Çizmeyi bırakmadan ayağınızı balçıktan kurtarmanız sürükledikleri meyve ağaçlarının arasına takılmış, ağaçları eğmiş, kocaman bir bariyer oluşturmuş. O yemyeşil bahçeden geriye eser kalmadı. Çoluk çocuk hep birlikte o kadar da çok emek vermiştik ki⦠Hayvanlarımıza yem için ektiğimiz onlarca donum tarla bataklığa dondu. Seralarımız kimbilir haradaki onlarca at boğuldu. Muhteşem atlardı. Hep birlikte koşmaya başladıklarında zemini zangır zangır titretirlerdi. Çocuklarımız, o atları küçücük boylarıyla çitin üstünden uzanarak, bahçeden kopardıkları tutam tutam çimlerle beslerlerdi. Minicik ellerle atların koca koca dişlerini yanyana görmenin keyfine doyum olmazdı … Baskalarina para kaynağı olan o atlar bizim neşe kaynağımızdı. Gitti gider canim salonumuz tanınmaz halde. Şu anda içine bile girilemiyor. Mutfağımız kullanılmaz durumda, içine zor giriliyor. Çamaşır makinaları, bulaşık makinaları, kurutma makinası, buzdolapları, fırınlar, soğutma depoları, kalorifer kazanı… Medeniyet namına ne varsa yok oldu. Et stoğumuz perişan. Kokuşmadan gömmek gerekiyor. Ama nereye? Her yer elektrik, telefon, internet kesik elbet. “Dereboyu”ndaki evime uzun süre ulaşamadık. Aziz Nesin’in en önemli notları oradaydı. Sel, ağaç kütüğünden karavana kadar, ne bulmuşsa önüne katmış tüm şiddetiyle akıyordu. Neyse ki ev yıkılmadı ve notlara bir şey olmadı. Mucize diyesim geliyor. Kullanılmaz hale gelen koltuk, kanape, yatak yorgandan ya da tamamen suya gömülen elbise depolarımızdan söz etmiyorum Bitirmek üzere olduğumuz “Sanatçı Evi” perişan. Yeni bastan yapacağız. Kitap depolarındaki on binlerce liralık Aziz Nesin kitabi mahvoldu. Aziz Nesin’in yıllarca biriktirdiği gazete koleksiyonunun büyük bir kısmını ciltletmiştik. Büyük ölçüde parasızlıktan ama bir miktar da ihmalkarlıktan ciltletemediğimiz binlerce gazete hamur Politika gazetelerini gördüm. İçim acıdı. Mezunlar dahil bütün büyük çocuklarımız Vakf’a geldiler. El birliğiyle Vakf’ı temizlemeye çalışıyorlar. Felaketin boyutunu anlamak için görmek, yaşamak tesellimiz var 1 Hiçbirimize bir şey olmadı. 2 Aziz Nesin’in bütün arşivi kurtarıldı. Çocuklarımızın ilk aklına bu notlar gelmiş. 3000 dolayında dosya… İnanilmaz bir surat ve imrenilecek bir işbirliğiyle çocuklar bütün dosyaları su basmadan kütüphaneden ikinci kata çıkarmışlar. Sabahın köründe uykularından fırlayıp… Çocuklarımızın kimisi haylaz kimisi yaramaz kimisi söz dinlemez olabilir, ama hiç görmedikleri Aziz Dede’lerinin notlarının ilk kurtarılacak eşya olduğunu biliyorlar… Eğitim işte böyle bir şey olmalı. Her şeye karşın iyimserliğimizi elden bırakmayacağız ama. Sürekli ileriye bakmaya and içtik. Mücadeleye devam!Sevgili Dostlar, Nesin Vakfı’nın ana binasını depreme karşı güçlendirmek gerekiyordu. Bu sel felaketiyle birlikte binanın zemini daha da zayıflamıştır. Binayı güçlendirmenin maliyeti 350-400 bin lira felaketi dolayısıyla zararımızın da insan gücünü saymazsak en az 500 bin TL dolayında olduğunu sanıyorum. Bizim boyumuzu fersah fersah asan meblağlar bunlar. En zor zamanlarımızda hep yanımızda olan sizlerden bütçenize göre bir katkı teşekkürler. Sizlere ve geleceğe inancımız sonsuz. Hepimizden sevgiler, saygılar.”Ali Nesinİnternetten bağışÂ için Banka hesap numaraları TL hesapları İş Bankası, Parmakkapı Şubesi Şube kodu 1042 Hesap no. 0714327 Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 22 32 – 5001 Vakıf Bank, Çatalca Şubesi, Şube kodu 237, Hesap no. 434 84 59 Posta Çeki no. 164 00 09 Euro hesapları Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 55 01 — 5003 IBAN TR 80000 1000 1300 9525501 5003 Vakıf Bank, Çatalca Şubesi, Şube kodu 237, Hesap no. 400 79 36 Dolar hesabı Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 55 01 — 5001 IBAN TR 37000 1000 1300 9525501 5001 Vakıf Bank, Çatalca Şubesi, Şube kodu 237, Hesap no. 400 79 37 CHF hesabı Ziraat bankası, Çatalca Şubesi, Şube kodu 130, Hesap no. 952 55 01 — 5002 IBAN TR 10000 1000 1300 9525501 5002 Swift Kodlar Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi Swift kodu TCZBTR2A Vakıf Bank, Çatalca Swift kodu TVBATR2A
“Beni Halkım Okuttu, Ben de Halkıma Borcumu Ödemeliyim” Haber Işıl Ceren Özcan Aziz Nesin, 20 Aralık 1915’de İstanbul Heybeliada’da doğdu. Gerçek adı Mehmet Nusret Nesindir. 1925’de İstanbul Süleymaniye’de “Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi’nin 3. sınıfına girdi. Okulun adı daha sonra İstanbul 7. İlkokul olarak değiştirildi. 1935’de Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirip Harp Okulu’na geçti. 1937’de Ankara’da Harp Okulunu bitirip asteğmen oldu. 1941’den başlayarak II. Dünya Savaşı yıllarında 2 yıl Trakya’da çadırlı ordugahta görev yaptığı bilinir. 1942’de Erzurum Müstahkem Mevkii İstihkam Taburu Bölük Komutanlığı’na atandı ve bir bomba kazasında yaralandı. Aynı yıl Zonguldak’ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla da görevlendirildikten sonra üsteğmen rütbesindeyken “görev ve yetkisini kötüye kullandığı” suçlamasıyla askerlikten uzaklaştırıldı. Nesin, 1945’de askerlikten ayrıldıktan sonra Karagöz gazetesinde ve Yedigün dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaptı, profesyonel olarak yazarlığa başladı. Yeni Gazete, Akşam ve Tanin’de günlük köşe yazıları yazmaya devam eden Nesin, 1956’da Bordighera, İtalya’da yapılan ve 22 ülkenin katıldığı Uluslararası Gülmece Yarışması’nda Kazan Töreni’ adlı öyküsüyle Altın Palmiye’ ödülü kazandı. Ertesi yıl aynı ödülü Fil Hamdi’ adlı öyküsüyle 2. kez kazanan Nesin, 1960’da ilk ödülünü devlet hazinesine bağışladı. Hayatı boyunca kendine “Eğitim görmemi halkım sağlıyor. Benim de onlara borcumu ödemem gerek,” diyerek ve borcunu ödemek için,1972 yılında yoksul ve kimsesiz çocukların bakım ve eğitimlerinin karşılanması amacıyla Nesin Vakfı’nı kuran Aziz Nesin, tüm kitaplarının gelirlerini buraya yatırdı. Yazar, söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece sabaha karşı geçirdiği kalp kriziyle öldü. 7 Temmuz 1995’de vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmaksızın ve yeri belli olmayacak şekilde Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın bahçesine gömüldü. Ardında 80 yıllık mücadele, 110 adet kitap, sayısız başarı ve Nesin Vakfı’nı bıraktı. 1972’den 1995’e kadar Nesin Vakfı’nın yönetici kurucusu Aziz Nesin’di. 1995’ten sonra bu görevi Ali Nesin devralmıştır. Ali Nesin, 26 Aralık 2009 tarihinde görevini Vakıf çocuklarından Süleyman Cihangiroğlu’na devretmiştir. Süleyman Cihangiroğlu ile hayatı ve vakıfla ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz ? 1990 yılında vakfa katıldım. 5 yıl kadar Aziz Nesin ile birlikte yaşadım, vakfın mezunlarından biriyim. 2001 yılında Marmara Güzel Sanatlar Resim Bölümünden mezun oldum. 2004 yılında Nesin Yayınevi’nin kuruluşunda yer aldım. 2004’ten 2009’a kadar orada çalıştım. 2008-2009 arasında yönetim kurulunda yer aldım. 2009 yılında Ali Nesin, vakfı çocukların yönetmesi gerektiğini söyleyerek Vakfın yönetimine benim geçmemi istedi. 2009’dan beri yönetiminde ben yer alıyorum. Bu bizim için tarihsel bir görev. Ancak ben burada sadece bir sembolüm, burada verilen kararlarda Ali Nesin’den en küçük çocuğa kadar herkesin görüşü alınıyor. Oturmuş bir sistem yaratmaya çalışıyoruz ama kendimizi sürekli güncelliyoruz. Aziz Nesin Vakfı ne zaman kuruldu? Kağıt üzerinde ilk olarak 1972’de temelleri atıldı. 70’lerin sonuna doğru inşaatı bitirildi. 1982’de ilk çocukları aldı. Bu vakfın kurulmasının belli bir hikayesi var mı? Aziz Nesin bu vakfı kurmaya nasıl karar verdi? Temel fikir, Aziz Nesin’in halkına olan borcunu ödemek istemesi bu da şöyle bir hikayeden kaynaklanıyor Aziz Nesin 1915 doğumlu, doğduğu zamandan itibaren çok fazla badireler atlatmış. Çanakkale Savaşı sonrasında Kurtuluş Savaşı derken ülkenin en yokluk yaşadığı zaman da yaşamış ve bu dönemde ailesi gerçek anlamda beş parasız bir durumdaymış ama bu sürede okula da giderken çocuk aklıyla bizim paramız yok, beni kim okutuyor diye düşünmeye başlamış ve sonrasında vergi denilen şeyi öğrenmiş ve bu şekilde okula gidebildiğini fark etmiş. O zaman aslında benim okumamı sağlayan şey halk diye düşünmeye başlıyor ve halka karşı borçlu olduğunu düşünerek hareket etmeye başlıyor, halk için bir şeyler yapmak istiyor. Bu vakıf da onlardan biri. Aziz Nesin Vakfı tam olarak nasıl bir sisteme sahip, şu an kaç çocuk var vakfınızda? Aziz Nesin Vakfı bir okul değil, burası bir aile evi. Maddi durumu olmayan çocukları hiçbir ödeme olmaksızın belli yaş sınırı olmadan vakfımıza alıyoruz, çevre civarlarda bir okula gönderiyoruz. Burada da bir çok şey öğrenmelerini sağlıyoruz, onlarla sürekli ilgilenen ablaları bulunuyor, psikolojik danışmanımız bulunuyor. Amacımız bir aile bir ev ortamı oluşturmak ve şu an vakfımızda 42 çocuk bulunuyor. Diğer vakıflardan veya okullardan farklı olduğunuzu düşündüğünüz bir sisteminiz bir özelliğiniz var mı? Diğer eğitim birimlerinden farklı olarak, biz Aziz Nesin’in eğitim anlayışını uyguluyoruz. Aziz Nesin çocukların her zaman özgür olmasını savunur, her zaman eleştirel bir bakış açısına sahip olmasını, öğrendiği her şeyi, inandığı her şeyi eleştirdikten, üzerine düşündükten sonra inanması gerektiğini savunur, biz de bu sistemi uyguluyoruz. Vakıf da hiçbir yasak uygulamıyoruz çocuklar neleri yapıp yapmamaları gerektiğine kendileri karar veriyor. Ve küçük çocukların şımarma özgürlüğü var. Yani genel olarak bakıldığında ifade etme, düşünme, eleştirme ve küçük çocuklar için şımarma özgürlüğü var. DEVLET DESTEĞİ ALINMADI’ Bağış veya devlet desteği aldı mı nasıl kuruldu Aziz Nesin Vakfı? Aziz Nesin’in ölümüne kadar hiçbir zaman bağış ya da bir devlet desteği alınmadı. Her zaman kendi kazandıklarıyla karşılamaya çalıştı nadiren kapıya kadar gelip ısrar eden olursa kırk yılda bir kabul ederdi. Bunun sebebi; Aziz Nesin hep şunu derdi “bir gün bir yerde yemek yerken ya da bir şey içerken biri görüp de bak bizim verdiğimiz paralarla yiyip içiyor demesinler, ben öldükten sonra istediğinizi yaparsınız”. O yüzden biz bağış kabul etmeye Aziz Nesin’in ölümünden sonra başladık. Şu an ki gelir kaynağınız nedir? Şu an 3 temel gelir kaynağımız var Bunlardan ilki Aziz Nesinin telif hakları, diğeri gayri menkul kira gelirleri, bir diğeri de bağışlar. MATEMATİK KÖYÜ Aziz Nesin Vakfı dışında bir vakfınız ya da bir projeniz var mı? Evet var İzmir’in Şirince köyünde bir Matematik köyümüz var. Ortalama her yıl 13 bin kişi bu köyden faydalanıyor. Aslında burası matematik, felsefe ve sanat köyü. Nesin Matematik köyü ne zaman kuruldu? Matematik köyü 2007’de kuruldu. Aziz Nesin’in vasiyetlerinden biriydi bu vakıf, ancak Aziz Nesin’in ölümünden on iki yıl sonra kuruldu. Neden bir Matematik Köyü? Matematik olarak belirlenmesinin bir nedeni var mı? Birkaç nedeni var; Bir tanesi Aziz Nesin’in vakfa kendisinden sonra bakacak kişi olarak oğlu Ali Nesin’i görmesiydi. Fakat biliyordu ki Ali Nesin dünyanın sayılı matematikçilerinden bir tanesiydi ve onu matematikten koparmak da istemiyordu. Bir başka sebep de Aziz Nesin’in, ihtiyacı görüp ona göre faaliyet yürütmesi. Ülkede matematik en az yatırım yapılan ama ne yazık ki en çok ihtiyaç duyulan alanlardan bir tanesi. Bunun için de bir şey yapılması gerekiyordu. Bu yüzden Aziz Nesin şunu düşündü, “O zaman bir Matematik Köyü kurarız, başına Ali Nesin gelir hem vakfa bakar hem enstitüye bakar.” Aziz Nesin’in vasiyetinde ”Bir Matematik Köyü kurulmasını istiyorum” diye özel bir ibare vardı. Matematik köyüne alınan öğrencileri hangi standartlara göre belirliyorsunuz? Matematik köyüyle, Aziz Nesin Vakfı’nın sistemi birbirinden biraz daha farklı, Matematik Köyüne her yıl 40 50 bin civarında başvuru oluyor. İlk okul, üniversite ve yüksek lisans da dahil her yaş grubundan öğrenciler başvurabiliyor, istekli olma durumuna göre de seçiliyor. Matematik Köyü’nün Aziz Nesin’den bir diğer farkı da para vererek de Matematik köyünde eğitim alabiliyorsunuz, Aziz Nesin Vakfı’na ise sadece maddi durumu olmayan çocukları kabul ediyoruz ve sayı olarak çok daha az bir sayı oluyor. VAKIF ÇOCUKLARI Aziz Nesin Vakfında verilen eğitim bakış açısıyla, okullarda verilen eğitim sistemi biraz farklı, bu vakıf çocukları için zor oluyor mu, arada kalıyorlar mı? Kalıyorlar tabi, zorluklar çekiyorlar ama bu da hayatın bir gerçeği. Bazı okullar da öğretmenlerden şikayet geliyor; ”Bir şey söylüyorum, bir tek sizin çocuğunuz ”neden” diye soruyor” diyorlar. Bu da hoşumuza gidiyor. Bir çocuk bana itiraz ettiğinde bunun üzerine düşünüyorum. Çocuklar kuru kuru benimsemek istemiyor ve neden sorusunu soruyorlar, burada çocuklara bunu öğretiyoruz, saygı çerçevesinden çıkmadan. Eğer neden’ sorusunu sormazsanız tecavüz de ederler, taciz de ederler, dayakta yersiniz sesiniz çıkmaz. Okullardaki eğitim sistemiyle bu anlamda çakışıyor çocuklar. Öğretmenler de bir yerden sonra şunu fark ediyor ”en başarısız çocuğunuz da bile farklı bir bakış açısı var”. Çocuk burada bir resim görüyor ve resmi kimin yaptığını soruyor. 70 bin kitaplık bir kütüphanemiz var. Çocukları hayata hazırlamak temel amacımız. Ailelerinden uzakta olmak çocuklar için zor olmalı, herhangi bir sorunları olduğunda sizinle paylaşıyorlar mı? Her şeyi konuşabilirler bizimle. Psikiyatri ekibimiz ve psikoloğumuz var. Sadece çocuklar için değil, tüm vakıf ailesi için. Onlarla sürekli yakın olarak ilgilenen ablaları var. Bakıcı ablaları alırken alanından mezun olmuş kişileri özellikle tercih etmiyoruz, bir ev hanımı da olabilir. Ama çocukları seviyor olması, bir şeyler öğrenmeye ve öğretmeye açık olması gerekir. Buna göre işe alıyoruz. Bir yerden sonra Sosyal Hizmetler’de eğitim almış birinden çok daha iyi bakıyor çocuğa çünkü o eğitimi almış biri belli bir kalıba girmiş oluyor. İsteyen herkes gelip burada gönüllü çalışabilir mi? İsteyen herkes bu vakıfta gönüllü çalışabilir. Ancak çocuklarla ilgilenmek bir süreklilik arz etmeli. Gönüllü olarak gelen biri her hafta aynı gün aynı saatte gelmeye çalışmalı hayati bir durum olmadığı sürece. Çünkü çocuklar gelen kişilere alışıyorlar ve sonrasında o kişi gelmeyince terk edilmiş gibi hissedebiliyorlar. Biz de bunun olmasını istemiyoruz.
aziz nesin vakfı yaz okulu